Iris van Herpen kıyafet tasarlamıyor; onun için giysiler aracılığıyla bilimsel deneyler yapan bir sanatçı demek daha doğru olur. Van Harpen, 2026 Sonbahar Haute Couture koleksiyonunda da plazmadan, yıldız tozundan, yıldızlararası ortamlardan, ateşi, şimşeği ve kuzey ışıklarını oluşturan maddenin dördüncü halinden ilham aldığı nefes kesici tasarımlarıyla karşımızda...
"Yıllardır, yalnızca enerjiden dokunmuş bir giysi yaratma fikrine kapılmıştım" diyor van Herpen, Paris'te sergilediği 2026 Sonbahar Haute Couture koleksiyonunun notlarında ve devam ediyor: "Maddenin dördüncü hali olan plazma ile ilk kez çalışıyoruz. Cam ve tül hala onu dünyaya bağlıyor, ancak yalnızca atmosfer olarak var olan bir haute couture'e bir adım daha yaklaştık."
‘Sonic Starquakes’ adını taşıyan koleksiyon, ses dalgalarıyla titreşen yıldızlardan, patlayan süpernovaların dallanan yapılarından, galaksilerin sarmal geometrilerinden ve plazmanın türbülansından ilham alıyor.
Koleksiyonun öne çıkan parçaları arasında, insan dokunuşuna tepki veren, plazma ile işlenmiş el yapımı camdan iki heykelsi, havada süzülen ay formundan oluşan Helix Nebula elbise yer alıyor. Elbisenin etrafında, boyutları kademeli olarak artan ve UV ışığıyla illüzyon tülüne kusursuz bir şekilde tutturulmuş 10.000 el yapımı cam küre bulunuyor. Nebula elbisesi giyildiğinde, vücut plazmanın elektrik alanının iletkeni haline geliyor, onu değiştiriyor ve onunla etkileşime giriyor. Sonuç olarak, elbise vücudu anlık olarak elektromanyetik sistemine dahil ediyor; vücutla elbise bir oluyor. Derin nebula kırmızısı parıltısı, elektronların enerji seviyeleri arasında geçiş yapmasından ve belirli dalga boylarında fotonlar yaymasından kaynaklanıyor.
‘Fraktal Evren’ başlıklı bir diğer tasarım ise beden ve atmosfer, madde ve enerji arasındaki eşikleri araştırıyor. Defileden günler önce elbise, bir parçacık hızlandırıcıda şarj edildi ve kriyojenik olarak muhafaza edildi. Bu işlem; elbiseyi, yapısında yoğun bir elektrik alanı oluşturan milyarlarca hapsedilmiş elektron içeren bir enerji rezervuarına dönüştürdü. Asıl amaç, mankenin podyumda elbiseyi deşarj etmesi ve şimşek çakmalarının yaratımının son aşamasını tamamlamasıydı. Bunun yerine, defileye kadar geçen gecelerde, giysi kendi kendine son aşamayı tamamlamaya başladı. Şimşek, üç boyutlu yapısını ışık hızının önemli bir bölümünde buharlaştırıp mikroskobik oyuk kanallar açarken, fraktal ışık takımyıldızları yüzeyine yayıldı. Başlangıçta plandan bir sapma gibi görünen şey, koleksiyonun en derin somutlaşması haline geldi.
Van Herpen, “İnsan kontrolünden kaçarak, giysinin içindeki yüklü elektronlar, görünmez, evrensel bir güç aracılığıyla yaratımı tamamlayarak nihai ifadesini belirledi” deyip ekiyor: “Böylece yaratımının son hareketi, yapımcının eline değil, evrenin dokusuna işlenmiş temel bir güce aitti.”
Koleksiyonda daha geleneksel malzemeler de kullanıldı. Kadifeler, vücudu dikey olarak ikiye bölen dalgalı motifler halinde lazerle kesildi ve konturları, ince el nakışlarıyla ten üzerinde devam ederek zarif bir trompe l'œil etkisi yarattı.
Akıcı şifonlar ve organzalar, el ile pilelenerek geniş yarım tekerlekler haline getirildi ve lazerle kesilmiş karbon fiberden yapılmış ay şeklindeki desteklerin içine asılarak, kumaşın görünmez enerji alanları gibi süzülmesini sağladı.
Koleksiyonun renk paleti ise gece gökyüzünün tonlarını dolaşarak gece yarısı siyahı ve safirden kobalt ve ay taşı yeşiline, nebula kırmızısı ve fırtına ışığıyla aydınlanmış gümüşe kadar uzanıyor.
Van Herpen, “Çevremizde ve içimizde, gerçekliğin engin boyutları keşfedilmemiş durumda. Yıldırımdan parçacık hızlandırıcılarının yüklü ortamlarına kadar, bu koleksiyon nadiren kendini gösteren güçlere şekil veriyor. Bunları açıklamayı amaçlamıyorum; bunun yerine, bilinmeyene dair farkındalığımızı artırarak, bu çoklu evrenin içinde yatan gizemleri bize hatırlatıyorlar” diyor.