Ric Roman Waugh’un yönettiği ve Jason Statham’ı başrole taşıyan ‘Sığınak’ (Shelter), İskoçya’da ıssız bir adada geçen tempolu bir gerilim sunuyor. Gizemli şekilde yalnız yaşayan eski asker Mason, fırtınalı bir gecede hiç tanımadığı genç bir kızın hayatını kurtarır. Bu karşılaşma, Mason’ın geçmişinden kaçamayacağını anlamasına ve karanlık sırlarla yüzleşmesine neden olur.
Can Evrenol imzalı ‘Cam Sehpa’, sıradan bir evlilik içi kararı absürt ve karanlık bir kader yolculuğuna dönüştürüyor. Karısının itirazına rağmen cam sehpa satın alan pısırık bir kocanın bu tercihi, aile içinde beklenmedik bir trajediye kapı aralar. Alper Kul ve Algı Eke’nin başrollerini paylaştığı film, gerilim ile kara mizahı aynı potada eritiyor.
Polonyalı yönetmen Michał Kwieciński’nin imzasını taşıyan ‘Chopin, Chopin!’, ünlü besteci Frédéric Chopin’in Paris yıllarına odaklanan bir biyografik dram sunuyor. 1835 Paris’inde hastalıklarla mücadele eden Chopin, bir yandan konserler ve derslerle geçimini sağlamaya çalışırken müziğin özünde devrim yaratacak eserlerine imza atar…
Mamoru Hosoda’nın yönettiği Japon yapımı animasyon ‘Scarlet’ (Hateshinaki Scarlet), Orta Çağ ile modern dünyayı buluşturan fantastik bir macera sunuyor. Babasının intikamını almak için göreve çıkan bir prenses, yaşam ile ölüm arasındaki gizemli bir âlemde uyanır. Burada karşılaştığı idealist bir genç, ona acı ve öfke dışında bir geleceğin mümkün olduğunu gösterir.
Brandt Andersen’in yönettiği ‘Ben Bir Yabancıydım’ (I Was a Stranger), savaşın ortasında kesişen dört yabancının kaderini anlatan çarpıcı bir dram. Halep’ten kaçmak zorunda kalan Suriyeli bir doktorun verdiği çaresiz bir karar; bir kaçakçı, bir asker, bir şair ve bir Yunan sahil güvenlik kaptanının hayatını aynı noktada buluşturur.
Bülent Terzioğlu’nun yönettiği ‘Muamma: Cenin-i Cin’, köyde başlayan esrarengiz olayları merkezine alan yerli bir korku hikâyesi sunuyor. Bayram ve Gül’ün çocukları Ali ile birlikte yaşadıkları evde giderek artan tuhaf olaylar, ailenin inanç ve gerçeklik algısını sarsar. Hocalarla çözülmeye çalışılan durum, kısa sürede kontrol edilemez bir hâl alır ve aile kendini karanlık bir bilinmezliğin içinde bulur.
Floria, İsviçre’deki bir hastanenin cerrahi bölümünde hemşire olarak tutku ve profesyonellikle çalışmaktadır. Her hareketi mükemmeldir, stresli durumlarda bile hastaları için her zaman açık bir kulağı vardır ve hemen hazırdır. Ancak, günlük hayatının genellikle öngörülemeyen sert gerçekliği içinde, işler genellikle farklı görünür. Floria o gün geç vardiyasına başladığında, yetersiz personel bulunan serviste bir meslektaşı yoktur. Tüm bu koşuşturmaya rağmen, Floria ciddi şekilde hasta bir anneye ve teşhisini acilen bekleyen yaşlı bir adama tıpkı özel hasta gibi tüm ekstra istekleriyle aynı özenle ve rutin bir şekilde bakar. Ancak daha sonra ölümcül bir hata yapar ve vardiya tamamen kontrolden çıkmakla tehdit eder. Sinir bozucu bir zaman yarışı başlar.