YAŞAM - SEYAHAT Prag'da yapmanız gereken 14 şey Yazarımız Ahmet Faik Karanis bu kez bizleri masal şehir Prag'a doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Prag'da nereleri görmeli? Ne yemeli? İşte 14 maddede mini Prag rehberi! 4 PAYLAŞIM
profil
Ahmet Faik Karanis
13.06.2017
Banner

Old Town Square, Prag’ın olmazsa olmazı. Özellikle Noel dönemlerinde en yoğun kutlamaların olduğu, süslemelerin yapıldığı bu meydanın girişinde Astronomik Saat Kulesi çok yoğun ilgi görüyor. Bir efsaneye göre Hannus’un 15. yy’da yaptığı bu saat çok beğenilir. Praglılar, saatin sırrını öğrenmeye çalışsa da Hanus bu sırrı açıklamaz. Ancak o dönemin şehir yönetimi, bu güzel saatin sadece kendilerinde olduğundan emin olmak isterler ve sırrı vermeyen Hanus’un bu saati başka yerde yapmaması için gözlerini kör ederler. Hanus’ta öç almak için saate ciddi bir zarar verir ve saat bir daha asla tamir edilemez. Prag hükümeti ise bu saati zamanla turistik bir şova çevirmek için Astronomik saat olarak düzenler. Saatin üzerine tahtadan havari figürleri yaparlar ve bu figürler her saat başı pencerede görünüp, hareket etmeye başlarlar. Bu figürlerin her birinin anlamı da birbirinden farklı. Mesela elinde ayna olan figür kibir ve kendini beğenmeyi; elinde altın kesesi tutan; açgözlülük ve faizciliği; iskelet gelen ölümü; mandolin çalan Osmanlı keyif ve eğlenceyi simgeler.

Çek Mutfağı, ağırlıklı olarak domuz eti ve hamur işlerinden oluşsa da Goulash denen çorbaları (aslında Macarlılara ait) ve Svickova isimli yemekleri her köşede bulabileceğiniz leziz içerikleri olan tabaklar. Özellikle Svickova benim en büyük favorim. Haşlanmış biftek tarzı et parçaları, kereviz, havuç ve krema ana maddelerinden oluşan Svickova, sosunun içinde yüzecek şekilde tabağa konuluyor (dampling). Yanında 4-5 dilim kabuksuz ekmek ve etlerden birinin üstünde de bir dilim limon, frambuaz reçeli ve krema ile servis ediliyor. Dana eti kullanılan bu yemek, soya eti ile vejetaryenlere özel olarak da hazırlanabiliyor.

Burası Prag’ın çok merkezinde değil ama Prag’a çok uzak da değil. EveryDay, benim bugüne kadar gördüğüm en enteresan mekanlardan biri. Dini figürlerle bezenmiş bir dekorasyona sahip bu salaş mekanda çalışanlara sormadan bir yerlere gitmeye (tuvalete gibi) çalışmayın lakin benim başıma geldiği gibi kocaman bir köpek koridorda sizi kovalamaya başlayabilir. Bu arada fotoğrafta tavuk gibi görünen tabak aslında tavşan eti. Farklı damak tatlarının peşinden koşanlar için çok ciddi tavsiyemdir. Fiyatı Türk lirasıyla yaklaşık 20 TL.

Petrin Gözlemevi, Prag’ı en yüksekten izleyebileceğiniz noktalardan biri. Kule aslında sadece 63,5 metre yüksekliğinde ama Petrin Tepesi’nin 327 metre yüksekliğiyle birleştiği için durum çok daha yüksek bir hal alıyor. Bu tepeye merdivenlerden yürüyerek de çıkılıyor ama tabii ben bu seçeneği asla düşünmedim ve 20 dakikada bir kalkan teleferik ile yolumu buldum. Dönüşte bir cesaret gelmiş olacak ki 300 basamaklı kuleyi yürüyerek inmeye karar verdim. Meğer bazı katlar açık havaymış. Hava eksi 10 derece, rüzgar o biçim olunca biraz üşüdüm tabii. Kararınızı mevsime göre gözden geçirmenizi öneririm.

Parmaklarımızı yediğimiz, herkesin bilmediği ama bence Prag’ın efsanevi lezzet durağı olan mekan. Dish, Prag'ın ara sokaklarından birinde sadece burger yapan küçük bir yer. Gitmeden önce rezervasyon yaptırmanızı şiddetle önerdiğim, aksi takdirde uzun kuyruklar beklemek durumunda kalabileceğiniz bir yer aynı zamanda. Ekmeği efsane, köftesi sulu sulu, tabandaki sarımsak ve ev yapımı ketçabı inanılmaz lezzetli. Menüde yemenizi önereceğim Dish Burgerin fiyatı 215 Koruna, yani yaklaşık 30 TL’ye denk geliyor.

Kapısında “Üç Elma Dünyayı Değiştirdi. Bunlardan ilki Havva’’nın aklını çeldi, ikincisi Newton’a ilham verdi, üçüncüsü ise yarısı yenmiş bir şekilde Steve Jobs tarafından dünyaya sunuldu” yazan ve Apple'ın 1976'dan 2012'ye kadarki tüm ürünlerinin sergilendiği Apple Müzesi, teknolojik müze meraklılarının çok hoşuna gidecek cinsten. Giriş ücreti kişi başı: yaklaşık 45 TL.

Şehrin simgesi haline gelen ve Kral IV. Karl döneminde yapılmış olan bu köprü Vlatava Nehri’nin üzerinde konumlanmış. Her gün yüzlerce kişi, bu köprüye, ihtişamlı bir kulenin kapısından geçerek  ayak basıyor. Köprünün üzerinde orijinalleri Ulusal Galeri’de koruma altında bulunan 30 heykelin replikaları bulunuyor. Şehrin en güzel köşelerine nehrin tam üstünden bakabileceğiniz bu köprüde inanılmaz güzel fotoğraf kareleri yakalayabilirsiniz.

U Fleku dünyanın eski birahanelerinden biri. 1500'lü zamanlardan kalma, ambiyansıyla Ortaçağ zamanlarını dibine kadar hissedebileceğiniz bir mekan. Tek tür siyah bira yapıyorlar ve lezzeti gerçekten şahane. Yaşlı amcaların akordeon dinletileri eşliğinde dostlarla keyif yapmak için birebir. Mutlaka listenizde olsun.

Bilenleriniz vardır, ben çok tatlıcı biri değilim. Şekerli ve tarçınlı hamur olarak tanımlayabileceğim Trdelnik, Prag’da en çok tükettiğim yiyecek oldu. Tek başına bana pek bir anlam ifade etmemiş olacak ki içine Nutella sürdürüp kalorisini 98 katına çıkarınca hastası oldum. Yok böyle bir güzellik. Prag'ın hemen hemen her yerinde var bundan. Yemeden dönmeyin.

Bir kadeh Beetle Absinth içer miyiz? Prag'daki Absintherie, son zamanlarda konseptini ve tarzını en beğendiğim, en cool mekan. Absinth biliyorsunuz  alkol oranı ortalama yüzde 70 olan bir içecek. O yüzden kendisi bira gibi fondip yapabileceğiniz bir mevzu değil. Öyle ki garsonlar servis ederken "Super Slowly" (Olabildiğince yavaş!) şekilde içmemizi önerdi. Hatta bir yudum içki, bir yudum su şeklinde ilerlememizi tavsiye ettiler. Bir kadehin fiyatı Türk lirasıyla yaklaşık: 22 TL.

 

Prag halkının 18.yy.’da tek sosyal aktivitesi olan operalara ev sahipliği yapan Opera Binası, savaşta zarar görmesinin ardından devletin bütçe yetersizliği sebebiyle uzun süre onarılamamış. Ama Prag halkı opera binasını o kadar seviyormuş ki gereken parayı kendi aralarında toplamaya karar vermişler ve herkes bu yapı için ne gerekiyorsa maddi anlamda yardımını yapmış. Toplanan paralar sonrasında tiyatronun inşaatına 1865 yılında başlanılmış ve 1881 yılında da yapı bitirilmiş. Bu sevgi halen devam ediyormuş ve halk hala akşamları şıkır şıkır giyinip Opera izlemeye gidiyor..

1500'li yıllardan beri aynı yerde hizmet veren efsanevi Pivovar U Tri Ruzi, Prag'ın en güzellerinden biri. Fotoğrafın ortasında yer alan Semi-Dark bira en büyük favorim. Mekan, içeride şişe bira satışı yapmıyor ama paket alacağım derseniz eve götürebiliyorsunuz. Muhakkak uğramalısınız. Fiyatı Türk lirasıyla yaklaşık 10 TL. Rezervasyon şart.

Bu şahane masal şehri kaplayan tarihi kuleler ve yapılar arasında tabii modern binalar da mevcut. Hatta öyle modern olan bir tanesi var ki dans bile ediyor. Prag’a gitmeden önce resimlerini gördüğüm ve merak ettiğim Dans Eden Ev’i yakından görmek oldukça heyecan verici bir deneyimdi benim için. Çekçe adı Tančící Dům olan bu bina, şehir merkezine oldukça yakın, nehir kenarında, Jiraskiv Most’un yani Karl Köprüsü’nün oldukça yakınında bulunuyor. Eskiden bu binanın yerinde bulunan yapı, 1945’teki Çek Bombardımanı’nda harap olmuş ve o zamandan beri boş duruyormuş. Yeni binayı ünlü mimar Frank Gehry, Çek mimar Vilado Milunic ile birlikte tasarlamış ve bina 1996 yılında kullanıma açılmış. Dans Eden Ev, binanın gerçek ismi değil, şeklinden dolayı binaya verilen takma adı. Binayı Hollandalı bir sigorta şirketi aldığı için içi gezilmiyor. Ama en üst katındaki The Ginger & Fred isimli restoran herkese açık. 

Prag’da sokak lezzetlerinin yıldızı: Sosisler. Danadan, geyikten, domuzdan her çeşidi mevcut. Ucuz yollu ve lezzetli karnı doyurma yöntemlerinden biri. Sandviç şeklinde tercih ederseniz fiyatı Türk lirasıyla yaklaşık 6-7 TL’ye denk geliyor.

Yorumlar
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmalısınız.
ÜYE GİRİŞİ
ÜYELİK FORMU
BUSE TERİM ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR
Önceki ve Sonraki
Haberler